evleneceğini tanıma

Evlenecek gençlerin dikkatine!

GÜLAY ATASOY

Her genç hayaller kurarak evlenir. Kimi “kalbine mukabil bir kalp” “bularak mutluluğu yakalar, kimi yakalayamaz. Hayat arkadaşına “İyi ki evlendim.” diyenler olduğu gibi; “Ah! Keşke evlenmeseydim..” diye feryad ü figan edenler de vardır… Yeni evlenecek olan gençler sonradan “keşke” demek istemiyorlarsa şu noktalara dikkat etmelidirler:

1) KENDİNİZİ TANIYIN

Eşinizi tanımadan önce kendinizi tanıyın. Evlilikten ne bekliyorsunuz? Evlilik sizin için ne ifade ediyor? Neden evleniyorsunuz? Evlilik bir fantezi mi? Yoksa hayat arkadaşlığı mı?

2) RUHEN OLGUNLAŞIN

Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe yanaşmayın. Çünkü evlilik, evcilik oyunu değil. “Biraz oynar usanırsam eşyalarımı alıp eve dönerim.” diyemezsiniz. Evlenirken her zorluğa ve fedakârlığa katlanmayı göze alın.

3) EĞİTİMİNİZİ TAMAMLAYIN

Mesleki eğitiminizi ya da kariyerinizi tamamlamaya özen gösterin.

4) REALİST OLUN

Gözünüzdeki pembe gözlüğü bir kenara bırakıp, realist olmaya çalışın. Çünkü hayal üzerine kurulan evlilik, ilk hayal kırıklığıyla yıkılabilir.

5) ‘DEĞİŞTİRİRİM’ DİYE DÜŞÜNMEYİN

Bazı şeyleri içime katlarım, beğenmediğim huylarını değiştiririm diye düşünmeyin. O zaman evliliğiniz bir şeyleri değiştirme savaşına dönüşür. Sürekli “Neden öyle yaptın? Niye böyle yapmıyorsun? Ben şundan hoşlanmıyorum. Ama sen yapmaya devam ediyorsun. Şu huyundan vazgeç.” demekle geçer.

6) İNANÇLARINIZA UYGUN OLANI SEÇİN

Kendi dini inançlarınıza uygun birisini tercih edin. Kadın namaz kılar kocası içki masası hazırlatırsa, ya da erkek namaz kılarken eşi tersini yaparsa mutluluk oranı o ölçüde azalır. Eşler sürekli “sen yanlış yapıyorsun, ben doğru yapıyorum” tartışması yapar.

7) HUY, AHLAK VE MİZACA DİKKAT!

Huy, ahlak, mizaç ve hatta zevklerde bile uyum içinde olan kişileri tercih etmek evlilikte mutluluğa bir adım atmış olmak demektir.

8.) SEVGİ ÖNEMLİ

Aşık olmadan evlenmem demek ne kadar yanlışsa; sevginin sıfır olduğu bir evliliği de mantık evliliği yapıyorum diye yapmak yanlıştır. Sevmediğiniz, içinizin ısınmadığı komşunuzla bile yapamazken hayat arkadaşıyla hiç yapamazsınız.

9) AİLENİZİN GÖRÜŞÜNE ÖNEM VERİN

Sonradan “Ben nerede yanlış yaptım?” dememek için ilk anda yanlış yapmayın. Çünkü kimi gençler ailelerin denk görmediği eşlerle evleniyorlar. O an hisleri mantıklarını örtüp aileyi dinlemiyorlar.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5594

Kendini tanımadan eş bulamazsın!

Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğiniz olduğunu, ihtiyaçlarınızı, evlilikten beklentilerinizi, hayat görüşünüzü ve ahlaki değerlerinizi tespit etmeniz, karar verirken işinizi kolaylaştıracaktır. Kendini tanıdıktan sonra, kişinin evlenmeyi düşündüğü insana da olduğu gibi görünmesi gerekir.
AYNI İNANCA SAHİP OLMAK UYUM ANLAMINA GELMİYOR

Genellikle eşler birbirini tanımadan, biyolojik ve maddi yeterliliğe göre veya yine bu kriterlere önem veren tanıdıklarının tavsiyesine göre karar veriyor. İnancın kişiliğe getirdiği olumlu özellikler o kişinin sahip olduğu özelliklerle orantılı. Yani aynı inanca sahip olmak evlilikte mutlak bir uyumu sağlamayabiliyor.

EVLENİNCE DEĞİŞİLMİYOR

Eş seçiminde mümkün olduğu kadar açık ve dürüst davranmak gerekir. Olduğun gibi görünme ya da göründüğün gibi olma, önemli bir iç tutarlılık göstergesidir. Mutlu evlilikler aklın ve duyguların eşdeğerde ortaya konduğu ilişkilerdir. Evlilik kimsenin kişiliğini değiştirmez. ‘Evlenince ben onu değiştiririm’ mantığı sizi ancak mutsuzluğa götürür.

FİZİKSEL YETERLİLİK VE MADDİYAT MUTLULUĞA YETMEZ

Evlilikte çoğunlukla karşı tarafın fiziksel görüntüsü, maddi gücü ve sosyal becerisi üzerinde durulur. Bir kişinin belli bir yaşta olması ve parasının olması o kişinin ticarette başarılı olacağı anlamına gelmezse aynı şekilde sağlıklı bir evlilik için de kişinin belli bir yaşta olması, fiziksel görünümünün iyi olması ve maddi imkanının olması o kişinin evliliğe uygun olduğu ve evlilik yeterliliğine sahip olduğu anlamına gelmez.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5844

Evleneceği Eşi Tanıma Yolları

Eskiden beri memleketimizin bir çok yerlerinde yapıldığı gibi evleneceği eşini tanımadan evlenmenin doğru olmadığını, bunu di­nimizce de mahzurlu bulunduğunu daha önce söylemiştik. Bunun tam tersi olan Avrupa hayranı sosyete takımının uyguladığı gibi se­vişerek evlenmek de, asla doğru değildir. Bu tür evlilikler mutlu ya­şama şansı en az olan ve en çok boşanmanın vuku bulduğu evlilik­lerdir. B öyleleri elbise değiştirir gibi eş değiştirirler. Ancak hiç bi­risiyle de mutlu olamazlar. Sonunda evlilik hayatları sarsılır bekâr hayatına döner, gerçekte ise bir çok kimselerle zina ederek gizli ve gayri meşru ilişkilerini sürdürürler. Buna bir örnek olmak üzere gençlerin hayran olduğu meşhurlardan birini söyleyeyim. Bu kim­se geçenlerde -gazete aracılığı ile şu mesajı yayınladı: “- Falanca kimse ile (adını belirterek) sevişeceğim. Çocuğumuz olacak, anlaşabilirsek evleneceğiz.”

İşte milletimizin asaletini bozan böyleleridir. Gençliği de yine onlar felakete sürüklüyorlar.

Bu hususları göz önüne alarak bu mevzuda orta yolu seçmelidir. Yani birbirleriyle görüşüp tanışmalılar. Fakat nikâhtan önce birbir­lerine el sürmemeliler ve baş başa kalmamalılar.

Evlenecek kimse, eşi olacak kişiyi tanımak için şu yollara başvurabilir:

Görmek,

Konuşmak,

Denetlemek,

Soruşturmak,

İstihare

Şimdi bunları sırasıyla biraz açıklayalım:

a- Görmek

Kişi evlenme düşüncesinden söz etmeden önce seçeceği kimse­yi -baş başa tenha bir yerde olmamak şartı ile – uygun bir ortamda görmeli. Mümkün olduğu kadar vücut yapısını görmeye çalışmalı.

Bu husus çok mühimdir. Evlenecek eşler önceden birbirlerini yakından görüp tanımalıdır ki, bu sayede hayal ettikleri ölçülere uyup uymadıkları ve birbirlerinde var olmasını istemedikleri bir ku­sur olup olmadığı ortaya çıksın.

İnsan kısa bir süre kullanıp atacağı bir şeyi alırken bile etraflıca bakıp beğendikten sonra alıyor. Halbuki ömür boyu bir yastığa baş koyacağı hayat arkadaşı olacak eşini alırken, onu yakından görme­den, onunla iyice tanışmadan ve anlaşmadan evlenmesi ne gariptir. Bunları göz önüne alan Resulullah (s.a.v):

“- Ya Resulullah, Medineli falanca kadınla evleneceğim, ne dersin?” diyen bir sahabeye:

“- Onu gördün mü?” diye sorar.

Adam:

“- Hayır, görmedim” deyince,

“- Git onu gör. O da seni görsün. Ondan sonra evlenin” W bu­yurur.

Yine ashaptan Şube oğul Muğire bir kadınla evlenmek ister. Bu­nu duyan Hz. Peygamber:

“- Ona iyi bak da al. Çünkü önceden görüşmeniz evlendikten sonra aranızdaki muhabbetin devamını sağlar” W> buyurdu.

Evlenme bahsinde -erkek ve kadın diye- taraf belirtmeyişimizin sebebi, bütün sözlerimizin her iki tarafı da içermesindendir. Evle­neceği kişiye bakma hususunda kızların da kendini isteyen kimse­ye bakması ve beğenerek rıza göstermesi gerekir. Aşağıdaki olay bu sözümüzü doğrulamaktadır:

Hz. Ömer (r.a) evlenmek için Hz. Ali (r.a)’den kızı Ümmü Gül­süm’ü ister. Hz. Ali (r.a):

“- Kızıma sormadan bir şey diyemem” der ve gidip kızına sorar. Ümmü Gülsüm:

“- Halife Ömer’i yakından görmedim, onu tanımıyorum ki,” de­yince:

” – Öyle ise seni Halife Ömer’in evine göndereyim, görüşüp ta­nışın” der. Bunun üzerine Ümmü Gülsüm gider. Hz. Ömer’le görü­şüp, konuşup tanıştıktan sonra evlenmeye karar verirler,(22)

Bakma konusunda çok önemli bir hususa değineceğim.

Evleneceği eşine bakmak kadar onun anasına bakmak da önem­lidir. Çünkü çocuklar daha çok analarından etkilenirler. Zira çocuk anasının bir parçasıdır. Onun için atalarımız:

“Anasına bak, kızım al” demişler.

Ben de şunu ekliyorum:

“Damadın olacak gencin anasına bak, kızını öyle ver.”

Çünkü damadın anası kızının kaynanası olacaktır. Gelinlerin en çok çektikleri, kaynanalarının erindendir. Hele damat henüz toysa, şahsiyeti gelişmemişse ve uymaca akıllı ise, kaynana da huysuz ve anlayışsız ise anasının bir parçası olan damat anasından aldığı di­rektifle hanımına olmadık eziyet yapar. Böylece mutlu olması gere­ken aile yuvası cehennem azabına dönüşür. Onun için damadın ola­cak gencin “anasına bak kızını öyle ver”; çünkü o kadın, kızının kaynanası olacaktır. Bu konuyu ileride biraz daha geniş açıkladık. (Bkz. S. 342/)

b- Konuşmak

Evlenecek kimselerin birbirleriyle sadece görüşmeleri de yet­mez. Karşılıklı konuşup birbirlerini tanımaları, özel istekleri varsa açıkça konuşmaları lazımdır. Fakat bu konuşma tenhalarda buluşa­rak başbaşa değil, aile arasında olmalı ki haklarında dedikodu olma­sın, kızın şeref ve onuru zedelenmesin. Hem de aralarında hoşa git­meyen haller meydana gelmesin. Bu hususa çok dikkat edilmelidir.

c- Denetlemek

Kişilerin evlenmek istedikleri veya çocuklarına eş seçecekleri kimseleri denetlemeleri kurulacak yuvanın sağlam olması bakımın­dan gereklidir. Neler yapıyor, kimlerle ilişki içinde, nerelere gidi­yor, aile yaşantısı nasıldır? vs. Bunları öğrenmek, eşi olacak kimse hakkında kişiye bilgi ve kanaat verir.

Bunlardan en önemlisi de, arkadaşlarının durum ve karakteridir. Hz. Peygamber (s.a.v): “Kişi dostunun ve arkadaşının dini ve inancı üzeredir (Onun gibi inanır ve onun huyunu alır). Her biriniz ki­minle dostluk ve arkadaşlık ettiğine dikkat etsin!”(2^ buyurmuştur.

Yani insan -özellikle gençlik çağında- huylarını, inançlarını ve karakter yapısını arkadaşlarından alır. İyi arkadaşlar insanı iyi, kö­tü arkadaşlar kötü yapar.

d- Soruşturmak

Evlenirken alacağımız kızın veya damat olacak gencin durumla­rını ve ailelerinin durumlarını öğrenmek için soruşturmak da yarar­lıdır. Yalnız sorulacak kimseler çok önemlidir. Şayet sorduğun kim­seler, hakkında bilgi almak istediğin şahısların yalanlan ve seven­leri ise, kusurlarını gizler, doğruyu söylemezler. Yahut da onları çe­kemeyenler veya sevmeyenler ise, damat veya gelin olacakların iyi­liklerini gizler, belki de onlara kendilerinde olmayan kötülükler isnad ederler. Onun için bu hususa çok dikkat etmeli, herkese kanma-malı ve her söze inanmamalıdır. Mümkün olduğu kadar tarafsız ve sözüne güvenilir kimselere sorup bilgi edinilmelidir.

e- İstihare

Kişinin bütün bunlardan sonra bir de istihare yaparak geleceği hakkında Allah’tan hayırlısını dilemesi, kuracağı yuvanın uğurlu olmasını sağar.

İstihare şöyle yapılır: İstihare yapan kimse abdest alır, iki rekat namaz kılar. Sonra gönlünü Allah’a bağlayarak şöyle dua eder:

“- Allah’ım ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını dile­meni istiyorum. Kudretine dayanarak kaderimi belirtmeni istiyo­rum. Bitmeyen, tükenmeyen fazlı kereminden bana lütfetmeni isti­yorum. Allah’ım istediğim kimseyle evlenmem, dinim için, yaşa­mam için ve ahiretim için bana hayırlı olacaksa evlenmemi dile ve evlenme işimi kolaylaştıı; evliliğimi mutlu ve uğurlu kıl. Şayet bu evlilik dinim için, yaşamam için ve ahiretim için hakkımda zararlı ise, beni bu işten vazgeçir ve bu işi benden uzaklaştır. Sonra da hakkımda hayırlı ve uğurlu olanını dile.”

Bir kimse Allah’a inanarak güvenerek, iyi niyetle ve temiz bir kalble böyle istihare yaparsa, şayet evlenmesi yahut istihare yaptı­ğı herhangi birisi, hakkında hayırlı ise Allah engelleri kaldırır ve iş­lerini kolaylaştırır. Evlenme işlemleri kolayca oluverir ve mutlu bir yuva kurulur. Eğer hakkında hayırlı değilse engeller çıkar, işler zor­laşır, evlenme işi çıkmaza girer. Bu takdirde işi haline bırakmalı, kadere razı olup zorlamamalıdır. Allah başka yönden kısmetini açar.

Bütün bunlar olumlu gelişir ve taraflar evlenmek isterlerse kesin karar vermeden önce iki taraf da aile yaşantısının nasıl olacağı, mehir ve alınacak eşya bakımından aralarında anlaşır, istek ve şartları­nı konuşurlar. Karşılıklı anlaştıktan sonra karar verir, evlenme işle­rini yürütürler

http://www.ladyhospital.com/evlenece-e-tan-t30456.html?t=30456
http://www.sevde.de/aile_ve_cocuk/mutlu_aile/evlilik/11.htm

Dinimiz flört tarzı ilişkiye nasıl bakmaktadır. Aşık olmak caiz mi?

Değerli Kardeşimiz;

1- Flört Müslümanlarların lügatında yeri olan bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mânâ da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mânâ yüklerse yüklesin. İslâm böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimizin meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder.

Nedir Efendimizin kesin ve çok makul olan ikazı?

– Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!

Evet, biribirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.
Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?

Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir.

Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez. Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın değerlerin en yücesi, itibarını korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, onu hayatı boyunca itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise siz ister flört deyin, isterse başka bir şey; ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir doğallık olarak görülebilir.

Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki sonu evliliğe varmayan gayrımeşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:

– Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım diye feryat edeceklerdir.
Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş; tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.

Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.

Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Böylelerine bizim ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur. Kendi düşen ağlamazdan başka.

Ahmed Şahin, Aile İlmihali, 142.

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?id=11103&s=show_qna

Eşim beni niye anlamıyor?

Eşinizin sizi niye anlamadığını merak ediyorsanız önce iki insanın birbirini tam manasıyla anlayabilmesini engelleyen sebepleri bilmeniz gerekir. Belki kendinizi yeterince anlatamıyorsunuzdur, belki de yaptığınız tek şey; akşama kadar evde oturup eşinizin bir an önce gelip sizi anlamasını beklemektir.

Hepimizde bir parça anlaşılamamak sıkıntısı var. ‘Beni hiç anlamıyor.’ cümlesini hem kendimiz sıkça sarf ediyor hem de etrafımızdakilerden duyuyoruz. Anlaşılmaya ihtiyacımız var elbette; ama özellikle eşler arası anlama ve anlaşılma söz konusu olunca sağlam temeller üzerine kurulu yuvaların çoğalması adına konuyu enine boyuna masaya yatırmakta fayda var. Nişanlılık döneminde çok iyi anlaşan çiftler evlenince neden eşlerini tanımakta zorluk çekiyorlar? İki insan birbirini gerçekten anlayabilir mi? Ve bizi en iyi kim anlar?..

“Modern hayat eşlerin birbirlerini anlamalarını zorlaştırıyor.” diyen psikiyatr Mustafa Ulusoy, ilk gençlikten itibaren ‘kendin ol’, ‘kendini yaşa’, ‘hayatının sahibi sensin’ gibi sloganlarla benlikleri şişirilen iki insanın bir araya gelince şiddetli bir çatışma yaşamasının çok normal olduğunu düşünüyor. Nişanlılık döneminde her bakımdan uyum içinde olduğunu düşündüğünüz eşinizi evlendikten sonra tanımakta zorlanmanızın altında da bu yatıyor işte; benliklerin iç içe geçmesi… Peki doğasında tahakküm etme isteği olan benlikler nasıl çatışıyor? Nişanlıyken dışarıda bir çay bahçesinde oturup, sohbet ediyordunuz ve herkes kendi evine dönüyordu. Müstakbel eşinizin içeri girer girmez çoraplarını sağa sola fırlattığını ve yemek sofrası geç kuruldu diye sinirlendiğini; ancak evlendikten sonra öğrenebildiniz. Siz düzenli bir insansınız ve eşinizin de düzenli olmasını istiyorsunuz. Ayrıca yemek yaparken geciktiniz diye sinirlenmek yerine mutfağa girip size yardım etmesini bekliyorsunuz ve eşiniz arkadaşlarıyla dışarıya çıkmak istediğinde ‘Sen artık evli bir erkeksin, bekarlık günlerinden kalma alışkanlıklarını bırakmalısın.’ diye bir uyarıda bulunuyorsunuz ona. İşte her daim kendi istediği olsun isteyen iki benlik çatışmaya başladı bile… Psikiyatr Ulusoy; ‘Benliklerin en çok sürtüştüğü tek yaşama alanı’ olarak tanımlıyor evliliği. Zaman içinde birbirlerinin zayıf yönlerini keşfeden eşlerin düştüğü en büyük hata ise öfke anında düşüncesizce zayıf noktalara yüklenmeleri ve birbirlerini duygusal anlamda yaralamaları. Evlilik ilişkisini çocuk ile kedi arasındaki ilişkiye benzeten psikiyatr Ulusoy ilginç bir örnekle açıklıyor bu benzetmeyi; “Kediyi sevmek için kuyruğundan yakalamaya çalışan çocuk isteğine ulaşamıyor; çünkü kedinin kuyruğu çok hassas ve duyarlı. Ama kedinin başını okşadığı zaman hem çocuk hem de kedi mutlu oluyor. Eşler de öfke anında benliklerinin iyice kabardığını dikkate alarak birbirlerinin kuyruğuna basmaktan kaçınmalılar.” Evli çiftlerin özellikle ilk zamanlarda sıkça yaşadığı çatışmalar aşırıya kaçmadığı sürece kişiliklerin gelişimi için gerekli; ama eşlerin, Yaratıcı’nın her birimiz için biçtiği değeri göz ardı ederek, kendilerini asla ödün vermeyecek biçimde önemsemeleri huzursuz bir ev ortamını da beraberinde getiriyor.

Aslında iki insanın birbirini olduğu gibi anlaması ve insanın kendini karşısındakine eksiksiz bir şekilde anlatabilmesi mümkün değil. Anlama ve anlaşılmanın önünde insan olmamızdan kaynaklanan birçok engelin olduğu gerçeğini kabullenirsek ‘Hiç kimse beni anlamıyor.’ şeklinde sızlanmaktan da vazgeçebiliriz. Diyelim kadın ve kocası karşılıklı oturdular; bir yandan çaylarını yudumlayıp bir yandan da bir meseleyi çözümlemeye çalışıyorlar. Kadın zihninde çok renkli bir resim olarak belirginleşen konuyu kelimelere dökerken dilin yetersiz kalması yüzünden bir eksiklik duygusu yaşıyor. Erkek de kendisine en baştan eksik olarak iletilen meseleyi zihninde bir resim olarak canlandırırken eleğin altına dökülenler iyice azalmış oluyor artık. Psikiyatr Ulusoy bu örnekten çok önemli bir sonuca varıyor; insanı mükemmel ve eksiksiz anlayacak tek bir varlık vardır; o da Yaratıcımız. Günümüz insanı işte bu gerçekten uzaklaştığı içindir ki karşısındaki tarafından mutlak bir şekilde anlaşılmak istiyor ve bu hiçbir zaman mümkün olmadığı için de mutsuz oluyor. Bu durumda eşimizin de bir insan olarak yetersiz olabileceğini, o an belki kendi yaşadığı sorunlar yüzünden ya da bizim yaşadığımız sorunların karmaşıklığı yüzünden çok istese bile bizi anlamayabileceğini hiç unutmamamız gerekiyor.

İnsani ilişkilerdeki beklentilerin haddinden fazla olmasını kainattan uzaklaşmamıza bağlayan psikiyatr Ulusoy, kadınların daha çok kendilerini anlatma ve anlaşılma ihtiyacı hissettiklerini göz önüne alarak birkaç rahatlatıcı tavsiyede daha bulunuyor: “Kendinize bir yeryüzünden bir de gökyüzünden ilgileneceğiniz bir nesne seçin. Pencereden baktığınızda görüş alanınız içine giren ya da her gün geçip gittiğiniz yol üstünde bulunan bir ağacı gözlemleyin, onunla arkadaşlık kurun ve tefekkür edin. Gökyüzünde de bir yıldızınız olsun. Bu sayede ‘Eşim bir an önce gelsin ve beni mutlaka anlasın.’ düşüncesinden vazgeçebilirsiniz.”

Ülkü Özel Akagündüz / İstanbul

http://arsiv.zaman.com.tr/2002/02/09/kadin/butun.htm

Evlilikte Doğru İletişimin Kuralları

KURAL 1: Önce arkadaşlık! Hatta arkadaşlık öyle ön plana çıkmalı ki aşk ancak arkasından gelmeli. Çünkü, romantik aşkın kıvılcımı söndüğünde arkadaşlık ateşinin kalpleri ısıtıyor olması lazım.

KURAL 2: Önemli konuları karşınızdaki insanın işi başından aşkınken gündeme getirmeyin. Sizin birinci önceliğiniz belki de o sırada karşınızdaki insanın birinci önceliği değil. Hele işi başından aşkınsa, yoğunsa, kafasına iş takılmışsa … Oysa siz, gerekli ilgiyi göstermediği sonucunu -yanlış da olsa- çıkaracaksınız. Bekleyin … Doğru zamanı yakaladığınızda konu orada çözülecektir. Yanlış zamanlama yüzünden çözümlenemediğinde içinizde büyüyecektir. Çözümlenemeyen sorunlar zamanın geçmesiyle beslenerek büyür.

KURAL 3 : Ön fikirli olmayın, yani karşınızdakini “peşin hükümle” haksız ilan etmeyin. Örneğin; “Sen anlaşılmazsın” yerine “Ben seni anlamakta zorlanıyorum” demeyi tercih edin. Aslında böyle yapınca karşı tarafın savunmasını kırıyor ve onu açık olmaya zorluyorsunuz. Karşınızdakinin lafını ağzına tıkamaktansa cevap almaya bakın.

KURAL 4 : Ne istediğinizi tam olarak bilin. Karşınızdakinden şikayet edeceğinize, siz tam olarak ne istediğinizi söyleyin ve karşınızdakinin buna tepkisinden hareket ederek yolunuza devam edin. Sonuçta sizin kafanızın içinde ne olduğunu bilemeyebilir. Genellikle tartışmaların başlama nedeni, birisinin sevgi arayışı, ilgi ve alâka isteğidir. Ne istediğinizi tam olarak bilin ve onu isteyin. Sevgi dilenmek için rol yapmayın.

KURAL 5 : Karşınızdakinin istek ve duygularına kilitlenin. Birisi sizi suçladığında hemen olayın kendi tarafımızdan görünen boyutunu anlatmaya başlarız. Bu hepimize normal gelir ama aslında bu bir savunma mekanizmasıdır. Ne yapabileceğinize dair sorular sorun. Savunma dürtüsü kendine güven eksikliğinden doğar ve asıl konudan uzaklaştırır.

KURAL 6 : Bir seferinde bir konuyu tartışın. Bunu “bir sefer bir konuyu tartışın” şeklinde de yazabiliriz. Çünkü genelde bir tartışma sırasında ondan evvelki on tartışmanın da hesabı ortaya çıkar. Bu durumun işleri kolaylaştırmadığını hepimiz biliyoruz. Doğru söz ayrıca savunma istemez.

KURAL 7 :Tam olarak neyi kastettiğinizi açık edin. Mesela eşiniz bir köşeye çekilmiş sessiz sessiz duruyor. Bu şartlarda “Bana mı sinirlendin?” diye sorarsınız veya “Sen niye sinirlisin?” diye mi? Bana mı sinirlendin? demek daha akıllıcadır. Size olmayabilir ve açılır derdini anlatır. Eğer sizeyse ne olduğunu konuşursunuz. Oysa, “niye sinirlisin?” demenizin altında “Sen sinirlisin” düşüncesi yatıyor. Konuşurken ince ayar önemli!

KURAL 8 : Karşındakini dinleyin. Bu kadar basit. Çoğu zaman karşınızdaki insanın tek istediği onu dinlemenizidir. Dinlediğinizden ve ne dediğini anladığınızdan emin olduğunda mesele kalmayacak.

KURAL 9 : “Sen” yerine “Ben ” kullanın. Kural basit … Hep geç kalıyorsun yerine ” “Beklemekten haz etmiyorum” veya “Dağınıksın” yerine “Arkanı toplamaktan yoruldum” gibi. Kendinizi nasıl hissettiğinizden sadece siz sorumlusunuz!

KURAL 10 : Talimat vermeyin, rica edin. Talimatla rica arasındaki fark; Talimat yerine gelmezse cezası vardır. Mesela bir somurtma, bir hareket, sessizlik, sırt dönme. Oysa ricaların cezası yoktur ve belki de bu yüzden rica ettiğinizde her şey daha kolay olur. Gerçek rica kimseye sorumluluk yüklemez.

KURAL 11 : Karşınızdakine cevap vermek yerine tepki göstermeyi seçmeyin. Tepki, harekettir; birisine ağzınızı açmadan bir duyguyu iletirsiniz. Cevap vermek ise sözel bir eylem. Konuşmaya davet ediyor. Hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda tepki değil cevap verin. Böylece sorun, anlaşılmaz bir durum, bir bilmece olmaktan çıkar. Tepki verirseniz karşılığında tepki alırsınız ve neticede hedeften uzaklaşırsınız.

KURAL 12 : Duygularınız sizi yanıltmaz. Çatışmanın nedeni duygu değil sizin o duygu karşısında verdiğiniz tepkidir. Duygu ile düşünceyi ayırabilmek gerekiyor. Hem kendimiz hem de karşımızdaki için. Sevdiği insan eve çok geç gelirse herkes sinirlenebilir, kırılır, üzülür. Ama bu hissi doğal karşılayıp konuşmak gerek. (O içeri girer girmez üzerine saldırmak yerine). Hissetmek, insan olmanın bir parçası. Hislerinizi değil, tepkilerinizi tartın.

KURAL 13 : Anlayışlı olun! İnsanlar bir fikri defalarca dile getiriyorlarsa “anlayış” arıyorlar demektir. Yani mutlaka sizinde onlarla aynı fikirde olmanız gerekmiyor. Karşı tarafı anlıyor olmanız yetecektir. Bir çocuk düşünün, “Senden nefret ediyorum” diye ağlıyor. Siz ona kırılacağınıza çocuğun nasıl mutlu olacağını düşünürsünüz, öyle değil mi? İşte anlayışlı olmak bu. Her zaman aynı düşüncede olmak gerekmez, ara sıra anlayış göstermek çok işe yarar.

KURAL 14 : Eşiniz, “Hayatım” dediğinde oradaki “Hayatım ” ın gerçek anlamını yakalamaya çalışın. Kavga ederken bile söylenen “Ama hayatım anlamıyorsun vallahi” formülünde karşınızdaki size bir mesaj vermeye çalışıyor ve aslında size “hayatım” derken o kendi hayatını dile getiriyor. O hayatı görebilmeniz önemli. Her tartışmanın altında bastırılmış bir istek vardır. Onun ne olduğunu bulun.

KURAL 15 : Eşinize duygularınızın ne olduğunu, o duyguyu hisseder hissetmez söyleyin. Türk filmlerinde çok olur, biri “akım” derken diğeri başka bir şey anlar. İnsan karşısındaki hakkında aslında doğru olmayan bir hisse kapıldı mı ayıkla pirincin taşını! Bu his geldiği anda işin aslını ortaya çıkartmak gerek, o nedenle duygu hissedilir edilmez verdiğiniz tepki dile getirilmeli. Tabii bu işin bir istisnası var; eski kavgalar. Mesela kendinizi evde yalnız hissettiniz diye, “Sen zaten iki ay önce eve de sabaha karşı gelmiştin” diye başlamamak lâzım. Bir anda bir insan yada bir durumun sizi çok kızdırması güç ama birikmiş kızgınlığı patlayabilir. Bardağı taşıran son damla durumlarını yaşamamak için bardağın dolmasına izin vermemek gerekir.

KURAL 16 : %100 dürüst olun. ve bu da günde 24v saat sürsün. Veya %99.99 dürüst olun. “Bugün suratın hasta gibi görünüyor” demenin alemi yok! Ama eşiniz ona karşı hep açık olmadığınızı bilirse ve ilişki dürüstse arada sağlam bir güven ilişkisi oluşuyor. Bilmek istediğinizi sorun! Dürüst olun ki güven olsun. Güven olsun ki arkadaşlık doğsun ki Arkadaşlık olsun ki uzun bir ilişkinin tadı olsun!

KURAL 17 : Ara sıra işi şakaya vurun. Aranızda yaptığınız konuşmalar mahkeme tutanağı değil! Bazen yerinde bir espri her şeyi yumuşatır. Kadın; bu huyun böyle devam ederse bende çeker giderim! Adam; Nereye gidiyorsun, bende geleyim … Gülümseten cevaplar işi kavgadan çıkarır, meseleye yapıcı yaklaşım sağlar.

KURAL 18 : Falcılık yapmayın. Bir insanı ne kadar yakından tanırsanız kafasından geçenleri o kadar rahat okumaya başlarsınız. Ancak önemli konularda işin bu yönüne fazla güvenmemek gerek. Ya yanlış okumuşsanız. Konu önemliyse sormaktan çekinmeyin, sorun. Durum apaçık belli olsa bile, işin doğrusunu sormak aslında yanlış bir düşünceyle yola devam etmekten kat be kat iyidir

KURAL 19 : Ana yoldan sapmayın! Bazen birisine -kırılıp, üzülecek diye- söylememiz gereken bir şeyi söylemeyiz. Ama söylememiz gerekebilir. Burada izlenmesi gereken yol; ilk önceliğimizi ortaya koymak. Söylemesi zor bir şeyi anlatmadan önce bir açılım yapabiliriz. Seni çok seviyorum, senin için en iyisini istiyorum, bu konu aramızı bozsun istemiyorum. Zor şeyi söylemeden önce karşınızdakine olan zaafınızı ortaya koyarsanız iki tarafın da işi kolaylaşır. Sevdiklerinizle zor konuları konuşurken duygularınızı dile getirin. Getirin ki, tartışmalar sizi beraber kılan sevgiden ayırmasın.

KURAL 20 : Lâfı dolandırmayın. Yani size yazdığımız bu 20 altın kuralı mutlaka uygulayın. Ve asla unutmayın; Sevenler arasında iletişimin üç büyük temel kuralı vardır : Duygular, duygular, duygular …

http://www.izdivac.com/izdivac-tr/dogruiletisim.asp

Tekrar evlenseniz aynı eşi seçer misiniz?

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevzat Battal, “20 yıllık evli çiftlere (Tekrar evlenseydiniz yine bugünkü eşinizi seçer miydiniz?) diye sorulduğunda, (evet) diyenlerin oranı, sadece yüzde 2.7’dir” dedi.

İnsanların evlenmeden önce birbirlerini tanıyamamasının nedeninin, “kişinin karşı cinse olan ihtiyacı nedeniyle bazı şeyleri görememesi” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Battal, bir başka yanlış düşüncenin de “Evlenirsem ben onu hizaya sokarım” mantığıyla yaklaşılması olduğunu söyledi.

Cumhuriyet Üniversitesi Kültür Merkezi’nde “Bilinçli Eş Seçimi” konulu bir konferans veren Dekan Prof. Dr. Nevzat Battal, öğrencilere, evlenecekleri eşi seçerken dikkat etmeleri gereken konular hakkında bilgi verdi. İnsan hayatında çok kritik dönemler olduğunu ve eş seçiminin de bunların başında geldiğini ifade eden Prof. Dr. Battal, şunları söyledi: “Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, 20 yıllık evli çiftlere (Tekrar evlenseydiniz yine bugünkü eşinizi seçer miydiniz?) diye sorulduğunda, (evet) diyenlerin oranı, sadece yüzde 2.7’dir. Bu yüzden insan hayatının kritik anında, yaşamın seyrini değiştirecek bu kararı vermeden önce, çok dikkat edilmesi gerekir.” Evlenmeden önce kişinin bazı temel kriterleri dikkate alarak karar vermesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Battal, öğrencilerden, eşlerini seçerken öncelikle kişilik ve karakter, kültürel uyum, ekonomik yeterlilik ve cinsel çekicilik gibi konuları göz önüne almalarını istedi.

“(EVLENİRSEM HİZAYA SOKARIM) YANLIŞI”

İnsanların evlenmeden önce birbirlerini tanıyamamasının nedeninin, “kişinin karşı cinse olan ihtiyacı nedeniyle bazı şeyleri görememesi” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Battal, şöyle devam etti: “(Bu benim eşim olur veya olamaz) kararını 30 saniyede veriyoruz. İlk itici ve çekici gelen özellikleri cinsel yönden ele alıyoruz. Ona ihtiyaç duyuyoruz ve kaybetmek istemiyoruz. Kaybetmek istemediğimiz için maske takarak, kendimizi iyi yönlerimizle gösteriyoruz veya gerçek kişiliğini gösterse de biz onu olduğu gibi görmek istemiyoruz.” Bir başka yanlış düşüncenin de “Evlenirsem ben onu hizaya sokarım” mantığıyla yaklaşılması olduğunu belirten Prof. Dr. Battal, eş seçiminde kişilik özelliklerinin yanı sıra cinsel ve kültürel uyum ile ekonomik yeterliliğin de göz önüne alınması gerektiğini vurguladı.

“EVLENECEĞİM KİŞİYİ NASIL TANIYABİLİRİM”

İnsanların eş seçerken bazı püf noktalarıyla, karşısındakinin karakterini anlayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Battal, öğrencilere şu önerilerde bulundu: “Kişinin evleneceği insanın gerçek karakterini anlaması için, onun olağanüstü durumlardaki davranışlarını ve beden dilini çok iyi okuması gerekir. Olağan durumlarda kişiler maskelerini yüzlerinde muhafaza ederek kendilerini şirin gösterebilirler. Oysa ki olağanüstü durumlarda karşınızdakinin gerçek kişiliğini anlayabilirsiniz. Sınav yapmayın ama bu gibi durumlarda verdiği tepkileri çok iyi gözlemleyin. Ayrıca size değil de başkalarına olan davranışları da o kişinin gerçek kişiliğini ele verir. Bunların yanı sıra ikinizi birden ortak tanıyan, güvendiğiniz bir kişinin görüşleri de bu konuda size yardımcı olabilir.”

“BEYAZ ATLI PRENSİ BEKLERKEN SEYİSE RAZI OLABİLİRSİNİZ”

Eş seçiminde yapılan diğer bir hatanın da evlilik konusunda aceleci davranmak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Battal, şöyle devam etti: “Aceleci davranıp, üniversitenin birinci sınıfında birini bulup bağlanmak isteyenler var. Bu son derece yanlıştır. Bir ayakkabıyı seçerken bile kişi, bir kaç yere bakmadan ayakkabı almaz. Evlilik ise verilmesi gereken çok önemli bir karardır. Bu yüzden okulun ilk yıllarında bu konuda acele etmeyin. Özellikle üçüncü sınıf, bu konuda ideal dönem olabilir. Bunun yanı sıra (Gönlümün prensini bekliyorum) mantığıyla eş seçimini geciktirenler de var. Şunu sakın unutmayın, (Prensi bekliyorum) derken, sonunda seyise de razı olabilirsiniz.”

http://meclis.islamievlilik.com/viewtopic.php?=&p=191190

Aile İçi İletişim Rehberi- MAKUL ÇÖZÜM

Nevzat Tarhan Profesör Doktor Psikiyatrist ntarhan@mcaturk.com

Aile İçi İletişim Rehberi- MAKUL ÇÖZÜM

Makul Çözüm Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kaleminden, aile içi ilişkilerde yaşanabilecek sorunlara çözüm önerileri sunan bir başvuru kaynağı. Aile içinde sağlıklı ilişkiler kurabilmenin yolunu karşılıklı anlayış ve sevgi-saygı güven bağında gören yazar, kaliteli ilişkiler kurabilmenin ipuçlarını veriyor.

………….

Bilinçli birlikteliğin ödülü genelde kendi içerisindedir. İlk ödül içimizde hissettiğimiz uyumdur. Aynı orkestrada olanlar; uyumlu olmanın aynı müzik ahenginde titreşmek olduğunu bilirler. Bir orkestrada hiçbir enstrüman diğerlerinden üstün değildir.Hepsi birbirini tamamlar.Her biri orijinaldir, benzersizdir. Bunun için hiç kimse diğerinden üstün değildir. Ama kendisini geliştirmiş kişi daha ilerdedir. Şunu bilmek gerekir; bilinçli evlilik özel yetenek gerektirmez özel çaba gerektirir. Öğrenmek isteyen herkes bir müzik aletini çalabilir, mutlu ve başarılı çalmak için uyumun güzelliğini tatmak gerekir.Yaşamın zenginliğini, her gün yeni bir güzelliğini tatmak için aynı müzik ahenginde titreşmeyi amaçlamak gerekir. Evrende titreşen ve sallanan müziksel bir enerji değil mi? Evrende ki ahenge uymak insanın çıkarına değil mi? Varoluşa uygun davranmak insanın yararına değil mi? Kuşlar, ağaçlar, dağlar, taşlar, böcekler, sinekler, çiçekler hepsi evrenle aynı müzik ahenginde titreşiyorlar ancak insanın küçük iradesi evrendeki düzene kafa tutuyor sonuçta da mutsuzluk olarak bedelini ödüyor.

İyi eş, iyi anne, baba olmak hayatımızda öncelikli bir yere sahip olmalı. İyi ev hanımı, iyi iş adamı olmak yeterli değildir. Sorunlarla karşılaştığımız zaman suçlamalarda bulunmak yerine ihtiyacımız olan bilgiyi edindikten sonra değiştirilebilir olanı düzeltmek eksiklerimizi tamamlamak ve kendimizi gerçekleştirmek bizim elimizdedir.

………………………

Yazar iletişimin bazı altın kurallarını şöyle sıralıyor:

1- Altın orta nokta kuralı: Tarafların beklentileri, fiziksel, ruhsal ve duygusal ihtiyaçları konuşulduğun da; her iki taraf birer adım atarak orta noktada buluşup uzlaşmaya çalışırlar.

2- İyi zan kuralı: Eşinizin sinirli, kızgın, öfkeli veya ilgisiz tavırlarında iyi zanlı yaklaşın. Eşinizi yanlış anlayabileceğinizi, sizi incitmek amacı ile yapmadığını öncelikle düşünün. Olumsuz senaryolara inanmak analitik düşünce yeteneğini bozduğu için kişiyi yanlış yargılara götürür .

3- Kendini gerçekleştiren ön kabul kuralı: Bir insan, diğer insanın kendisi hakkında kötü düşündüğüne inanırsa farkında olmadan beden dili ile bunu yansıtır. Karşı taraf olumsuzluğu hisseder ve savunma işine girer. Karşılıklı negatif etkileşim ve yersiz düşmanlık duyguları oluşur. Bunun çaresi diyalogu sabırla devam ettirmektir.

4- Saldırı hakkı tanımak: Bir insan her zaman neşeli, mutlu olması hoş olurdu ama bu mümkün değildir. Eşinizin sinirli olmasının nedeni sizinle hiç ilgili olmayabilir. Ona saldırı hakkı tanımak gibi güzel bir armağan verirseniz fırtınaya fırsat vermezsiniz.

5- Kendinizi kanıtlamanız gerekmez: Her anlaşmazlık genelde tarafların güç mücadelesine dönüşüyor. Kendi kimliğini, özgürlüğünü ispat etmek için fırsat olarak görülür. Bu düşünce tarzı karşılıklı duygusal enerjileri savunmaya harcamaya iter. Sürekli gerilim hali devam eder. Böyle durumlar çok az sevgi sağlar ve ilişkileri sağlamlaştırmaz. Kendine güvenen insan kendisini ispata ihtiyaç hissetmez. Başarıları kendini kanıtlamaya yeter.

6- Aykırı duygulara sahip olma hakkı tanımak: Duygular genelde ak ve kara şeklinde değildir, gri tonları daha fazladır.İnsan duygu yapısı çeşitli duyguların karışımından oluşur. Şuan sevgi hissetmediğimiz kişi ve olay tekrar sevmeyeceğimiz anlamına gelmez. Sevgi değişkendir, bırakalım karşımızdaki olaylarda farklı duygular gösterebilsin.

7- Avukat gibi değil hakim gibi olmalı: Bir şeyler ters gittiğinde hata nerede objektifliği ile hareket etmek. Benim “ Eşim haksız da olsam beni desteklemeli “ düşüncesini sorgulamak gerekir. Bazen kol kırılır yen içinde kalır ama bu hatayı onaylamak şeklinde olmamalıdır.

8- Ayda bir oturum yapmak: Evlilik anlaşmaya varma sanatıdır. Bunun için gündemli oturumların ihtiyaç sıklığına göre yapılması çok işe yarar.

9- Eşini değiştirmeye çalışmamak: Evlilik sorunlarından önemli bir kısmı kişi kendisi hakkında düşünmez, eşi hakkında düşünür.Onun ruhunu bile kontrol etmek ister. Başkalarının olmalarını istediği gibi olmadıklarına sinirlenmek yanlıştır. Çünkü; sen kendin bile olmak istediğin gibi olamıyorsun.

10- Aidiyet duygusu ve bağlılık testi: (tablo 1 ) :

0: hiç 1: Az 2: Orta 3: İyi 4: Çok iyi

1- Aileye güçlü bir şekilde bağlı olduğumu hissediyorum.

2- Aileye ait olduğum için memnunum.

3- Ailenin önemli bir parçasıyım.

4- Diğer aile üyeleri ile uyumum iyi.

5- Ailem tarafından engellenmediğimi, desteklendiğimi hissediyorum.

6- Ailemin geleceğini çok iyi görüyorum.

7- Hasta ve muhtaç olsam ailem yanımdadır.

8- Ailemdeki çok kişi benim için birçok zevklerinden vazgeçebilirler.

9- Beraber özel zaman geçirebiliyoruz.

10-Övgü takdir sözcüklerini aile içinde çok kullanırız.

11-Ailede kararları beraber alırız.

12-Kendimi ailede önemli hissederim.

13-Kendimi ailede değerli hissederim.

14-Düşüncelerim dinlenir, eksikliğim hemen fark edilir.

15-Benimle yakından ilgilenilir.

16-Bana saygı gösterildiği, varlığımın farkına varıldığı, hissini hep taşırım.

17-Bana güvenildiği hissini hep taşırım.

18-Sevgi ve şefkatin yoğun yaşandığı bir ortamdayım.

19-Kendimi evde mutlu hissediyorum.

…………………………………………………………………………..

Not: Eğer puanınız 20’nin altında ise avukatınızla konuşunuz.20 – 40 arası ise psikolojik yardım almalısınız.

11- Sosyal baskı ve yasaklara sağlıklı tepki: Bastırılmış duygu, duygusal yoksunluk psikolojik hasar oluşturur. Bastırılmış duygular yeni tecrübeler, kendini kanıtlamaya, sevilme, övülme arayışlara itebilir. Doygunluk ve haz için haklı ve mantıklı tepkiler verip veremediğinizi kontrol edin.

12- Boşanma tehdidine dikkat: Şok konuşmalar yapmak, evliliği test etmek tehlikeli yöntemlerdir. Güven ve sevgiyi arttırmaz. Egonuzu tatmin çabasından başka bir şey değildir. Kazananı olmayan bir uygulamadır.

13- Farklı düşünmeyi sağlamak: Sorun olduğunda verdiğimiz tepki karşımızdakini düşündürtüyorsa başardınız demektir. Sorunlu evlilikler de çocuğu kullanmak eğer düşünce kalıplarını değiştirirse faydalıdır.

14- Kontrol duygusunu hesaba katmak: Karşınızdaki kişiye kontrolü kaybediyor hissini uyandırırsanız ilişki zarar görür. Kazan – kazan ilişkisi için iki tarafta kontrol bende diyebilmelidir.

15- Fırtınalara fırsat verin: “Bu adam beni deli etti “ diyorsanız bırakın fırtına essin arkasından sağanak yağış gelsin sonradan çiçekler açacaktır.

16- İzle – bekle yöntemi: Sabırlı olmak diğer bütün erdemlerin geliştiği temel erdemdir. Sabır ve zaman duygusu birbiri ile ilişkilidir. Hayatın kalıcı zevkleri beklemeyi bilenlere verilir. Meditatif bir eylem olan sabır sadece katlanmak anlamına gelmez. İnsan kendisini bir zevkten mahrum bırakıyorsa mantıklı bir nedeni olmalıdır. Aktif sabır dediğimizde de kişi hareket halinde bekler. Ümidini kaybetmez sürekli fikir üretir. Kesinlikle sabır haklı ve mantıklı olmalıdır. Kişiliği ezdirmek, hakkını aramamak sabır değil pasifliktir. Girişimciliği yok eder. Aktif sabır ise sessiz ama soylu bir davranıştır. ”Senin yaptığını onaylamıyorum ama evliliğimiz için bu yaptıklarına katlanıyorum “ diyebilen insan karşı tarafın kendisini suçlu hissetmesine neden olur ve sonuca yaklaşır.

17- “ Ah Olsaydı “ sendromuna dikkat: Amerikalılar “ Eğer, umarım, gelecekte “ sözcüklerini çok kullanırlar. Bu kapitale dayalı sistemin daha çok şeye sahip olmayı teşvik için geliştirildiği sistemin sonuçlarıdır. Beklenti düzeyini yükseltir. Çok şeye sahip olduğu halde mutlu olamayan insanlar çoğalır. Sahip olduğu şeyin değerini bilen ama çoğu hedefleyen insan tehlikeden kurtulur. Yetinme duygusu yani kanaat tembelliğe itmemeli ama nankörlük gibi bir çirkin özellik evliliğe çok zarar verir. Daha iyiyi isterken sahip olduğu şeylerin farkına varmayan insana nankör denir. Doyumsuz eşler ciddi evlilik sorunlarına neden olurlar.

18- Şefkatin önemi: Sevgiden farklı bir duygudur. Batı dillerinde tam karşılığı olmayan karşılıksız sevgi olarak da söylenebilir. Annenin çocuğuna verdiği en önemli hediyedir. Ruhsal bir enerjidir ve verdiği kimseyi de vereni de iyi hissettirir, şefkat şefkati doğurur. Vicdana giden duygudur, iç sesi, içteki uyarı sistemini harekete geçirir. Bu duyguya sahip kişi bilerek kötülük yapmaz. Şefkatli kişilerin iyi eş olmaları daha kolaydır.Yumuşak ve sıcak kalpli insanları kim sevmez ki. Şefkatli insan aynı zamanda bağışlayıcıda olur affetmeyi başarır. Sevgide bağışlayıcılık daha azdır.

19- Olgun savunma mekanizmaları: Bunları bilmekte ve sorunlu kişilik tiplerini tanımakta yarar vardır.

Sublimasyon ( Yüceltme ): İç çatışma yaşayan kişi yüce değerlere sarılarak ego doyumunu sağlar.

Alturizm: İç çatışmadan fedakarlık yaparak çıkmayı başarmaktır.

Assetizm: İç çatışma durumunda zevke değer vermemeyi, zevki ertelemeyi başarmaktır.

Antisipasyon: Sezinleme ve önsezi özellikleri ile sorunu önceden çözümlemeyi başarmaktır.

Supresyon: İç çatışma yaşandığında sorunu çözüp bilinç altının derinliklerine gömmeyi başarmaktır.

Nevzat Tarhan’ın 6 ay süre ile STV ekranında MAKUL ÇÖZÜM programında ele aldığı konular ve onların sunuluş biçimi izleyiciden çok ilgi gördü. Oluşan bu talep sonrasında programlarda dile getirilen hususlar tekrar gözden geçirilerek Timaş yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Kitabın içinde yer alan konu başlıkları aşağıdadı:

İçindekiler

Giriş

Bir Aşk Macerası

BİLİNÇLİ EVLİLİK

Başkalaşım Değil, Değişim

Orkestra Gibi Olmak

Özbilinç Oluşumu

Psikolojik Dinamiği Anlamak

Duygusal Olgunluk

İLETİŞİMDE BAZI ALTIN KURALLAR

Altın Orta Nokta Kuralı

İyi Zan Kuralı

Kendini Geliştiren Ön Kabul Kuralı

Saldırı Hakkı Tanımak

Kendinizi Kanıtlamanız Gerekmez

Aykırı Duygulara Sahip Olma Hakkı Tanımak

Avukat Değil, Hakim Gibi Olmak

Ayda Bir Oturum Yapmak

Eşini Değiştirmeye Çalışmamak

Aidiyet Duygusu ve Bağlılık Testi

Sosyal Baskı ve Yasaklara Sağlıklı Tepki

Boşanma Tehdidine Dikkat

Farklı Düşünmeyi Sağlamak

Kontrol Duygusunu Hesaba Katmak

Fırtınalara Fırsat Verin

İzle-Bekle Yöntemi

“Ah Olsaydı” Sendromuna Dikkat!

Şefkatin Önemi

Olgun Savunma Mekanizmalarını Bilmek

12 ÇEŞİT SORUNLU KİŞİLİK TİPİ

BİLİNÇLİ EBEVEYN OLMA KURALLARI

Birinci Bölüm

EBEVEYN ÇOCUK İLİŞKİLERİ

1. ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN

Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Etkisi

Aşırı Özgüven

Özgüvende Genetik Etki

2. EBEVEYN ÇOCUK İLİŞKİSİNDE TUTARLILIK VE ADALET

Tutarlı Davranış

Ödül ve Cezada Tutarlılık

Kardeşler Arasında Adaletli Davranma

Çocukta Hak Duygusu Gelişmediyse Ne Yapmak Gerekir?

3. ÇOCUKLARDA SAYGI EĞİTİMİ

Saygı Eğitiminde Yapılan Hatalar

Saygılı Davranarak Hakkını Aramak

Hatayı Kabul Edebilmek

4. ÇOCUKLARA İYİLİK YAPMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI

İyilik Yapan Mutlu Olur

İyilik Ne İçin Yapılmalı?

İyilik Yapmak Öğrenilir

Çocukları Kötülükten Nasıl Korumalıyız?

5. ÇALIŞAN ANNELER VE ÇOCUKLARI

Bebeklik Döneminde Anne Çocuk İlişkisi

Kaliteli Zaman Geçirmenin Önemi

Büyükannelerin Yanında Büyüyen Çocuklar

6. ANNE BABASI VEFAT EDEN ÇOCUKLAR

Anne Babanın Kaybı Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Vefatın Ardından Yapılması Gerekenler

Çocuğun Rol Modelinin Kaybı

7. BOŞANMIŞ AİLELER VE ÇOCUKLARI

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkisi

Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Boşanmadan Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

8. ÜVEY ANNE ÇOCUK İLİŞKİSİ

Hakim Üvey Anne İmajı

Çocuğun Gözüyle Üvey Anne

Üvey Annelerin Dikkat Etmesi Gerekenler

Çocuk Üvey Anneye Tepki Gösterirse

Üvey Anne Çocuk İlişkisinde Babanın Rolü

Üvey Kardeş

9. KEKEMELİK SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR

Konuşma Nasıl Öğrenilir?

Konuşma Bozukluğunun Nedenleri

Konuşma Bozukluklarının Tedavisi

Anne Baba Bu Süreci Nasıl Etkiler?

Konuşma Geriliği

10. YARAMAZLIK YAPAN ÇOCUKLAR

Eğitim Hatalarından Kaynaklanan Yaramazlık

Yaramazlık Durumunda Ne Yapmak Gerekir?

Hiperaktivite

11. ÇOCUKLARDA TELEVİZYON İZLEME ALIŞKANLIĞI

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkisi

Ne Yapılmalı?

12. ÇOCUKLAR BİLGİSAYAR OYUNLARINDAN ETKİLENİR Mİ?

Bilgisayar Oyunları Çocukları Nasıl Etkiler?

Bilgisayar Karşısında Çok Fazla Zaman Geçiren Çocuklar

Aileler Ne Yapmalı?

13. ÇOCUKLARIN ÖDEVLERİNE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

Kalıcı Öğrenmeyi Sağlayabilmek

Farklı Öğrenme Modelleri

Öğrenmede Ödül ve Ceza

Bazı Eğitim Hataları

Öğrenme Güçlüğü

14. KARDEŞLER ARASI ÇATIŞMALARDA AİLENİN TUTUMU

Küçük Kardeşi Kabullenememe

Kardeşler Arası Kıskançlık

Ağabey Kız Kardeş Çatışmaları

15. KARDEŞLER ARASI DAYANIŞMADA AİLENİN ROLÜ

Kardeşler Arası Rekabeti Kamçılayan Davranışlar

Kardeşler Arasında Dayanışma Bilinci Oluşturma

Vericilikte Sınır Olmalı mıdır?

16. ÇOCUKLARIN ARKADAŞLARIYLA İLİŞKİLERİ

Arkadaş Seçiminin Önemi

Arkadaşlar Arasında Kıskançlık ve Rekabet

Arkadaşının Sorunlarına Duyarlı Olmak

17. ERGENLİK ÇAĞI VE ŞİDDET EĞİLİMİNİN ARTIŞI

Ergenlik Çağının Özellikleri

Ergenlikte Şiddet Eğiliminin Artışı

Kavga Eden Çocuğa Nasıl Yardım Edebiliriz?

18. GENÇLERİ MADDE BAĞIMLILIĞINDAN KORUMAK

Bağımlılık Nedir?

Gençleri Kötü Alışkanlıklara Sürükleyen Nedenler ve Belirtileri

Ailelerin Yaklaşımı Nasıl Olmalı?

19. MESLEK SEÇİMİNDE AİLENİN ETKİSİ

Çocuk Hangi Alana Yatkın Olduğunu Nasıl Gösterir?

Çocuğun Başarısında Ailenin Rolü

Çocuğu Cesaretlendirme

20. EŞ SEÇİMİNDE ANNE BABANIN ETKİSİ

Anne Babanın Tavrı Nasıl Olmalı?

Aile Gencin Seçimini Onaylamıyorsa Ne Yapmalı?

Aile Genci Zorla Evlendirmek İsterse Ne Yapılmalı?

İkinci Bölüm

EŞLER ARASI İLİŞKİLER

1. EVLİLİKTE SEVGİNİN ÖNEMİ

Sevginin Gücü

Evlilikte Sevgi

Farklı Sevgi Dilleri

Sevmekten veya Sevilmekten Korkanlar

2. EVLİLİKTE EŞLERİN BİRBİRLERİNİ TANIMASININ ÖNEMİ

Evleneceğiniz Kişiyi Nasıl Tanıyabilirsiniz?

Tanımak Yeterli mi?

3. EŞLERİN SOSYAL VE KÜLTÜREL AÇIDAN DENKLİĞİ

Ailelerin Tavrı Nasıl Olmalı?

Eşler Birbirlerine Denk Değilse

4. KISKANÇLIK

Kıskançlık Türleri

Kıskançlık Neden Doğar?

Kıskançlık Evliliği Nasıl Etkiler?

Kıskanan Kişi Ne Yapmalı?

Kıskanılan Kişi Ne Yapmalı?

5. FEDAKARLIK

Önce Ben mi, Önce Biz mi?

Fedakarlık Nedir?

Fedakarlıkta Sınır Olmalı mıdır?

6. HIRS DUYGUSU VE İŞ – AİLE HAYATI DENGESİ

Hırs Nedir?

İş Hayatı-Aile Hayatı

Ne Yapmalı?

Yoğun Çalışan Kadınsa

7. EVLİLİK ARKADAŞ İLİŞKİLERİNE ENGEL MİDİR?

Eşiniz Arkadaşlarınızla Görüşmenizi İstemiyorsa

Eşiniz Arkadaş Grubunuza Katılmak İstemiyorsa

Evlilik ve Arkadaşlık İlişkilerinde Denge

8. KAYINVALİDELERİ İLE BİRLİKTE YAŞAYAN GELİNLER

Kayınvalide Açısından Durum

Gelin Açısından Durum

Ne Yapılmalı?

9. ALKOL BAĞIMLILIĞI VE AİLEYE ETKİSİ

Alkol Bağımlılığı

Alkol Kullanımının Sonuçları

Alkolizmin Tedavisi ve Tedavide Ailenin Rolü

10. EŞİ VEFAT EDEN KADINLAR

Matem Dönemi

Çevrenin Etkisi

Yeni Bir Dönem

http://www.mcaturk.com/makul_cozum_kitap.htm

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: